Pazartesi, Mayıs 21

Müdavim


Müdavimi olduğum bir şey var; umutlanmak!

Ben ömrümde hiçbir alışkanlıkta ya da davranışta bu derece bir işkence potansiyeli görmedim. Özellikle de tadını kaçırdığınız zaman.

Her zaman başıma gelen şey, olanlardan saçma sapan anlamlar çıkarıyorum zorla, sonra bu anlamalra inanıp kendimi kaybediyorum. Sonra artık her davranışta, sözde derin bir anlam arar hale geldiğimden ya anlamsız yere seviniyorum ya da aslında zaten hiç varolmamuş fakat benim inandığım şeylerin olmadığını anlayıp ağlıyorum.

Hatta geçenlerde Nagihân bile "Canım abart mıyor musun, her şeyi?" diye sordu bana. Abartıyorum demek. Oysa ben sadece çabuk umutlanıyorum ve kendimce buna bir temel de hazırlıyorum.

En kötüsü de, hayal kırıklığına uğradığım anlarda aslında beni umutlandırdığından ya da konuşmalarında ne kadar derin(!) anlamlar verdiğinden bihaber suçsuz insanlara "umudumu kırdın" tribi ile sinirleniyorum, öfkemi çıkarıyorum.

Acaba arkadaşlığın tadını kaçıran, kaçılacak biri haline mi geliyorum?

(not: şaheser Nur'a ait, model de Merme)

2 kişi laf atmış:

Deniz Depe dedi ki...

umut en büyük işkencedir niçe ye göre...

işte sadece bu sözü için sevebiliri o adamı...

hepimiz insanız nasılsa, hepimizin boynunda ağır bir yük umut dedikleri, malum yaşanmıyor onsuz da...

(deniz)

desem dE inanma dedi ki...

sen çok iyi anlarsın bunu, biliyordum zaten.